18 Kasım 2011 Cuma

Fantezilerle Barışmak


Cinselliğimi fark etmemle birlikte sapkınlığım da başlamış oldu. Oyuncak bebeklerin amı ya da siki yoktu, benim ise oramda bir şey vardı. Kimse anlatmıyordu ama sıvılar çıkıyordu, ilginç kokuyor ve garip duygular uyandırıyordu. Dokunulmaması gerektiğini nasıl öğrendiğimi bilmiyordum ama gizlice dokunuyordum, ihlal ediyordum. Sadece ihlal etmekten bile zevk alıyordum. Demek ki sapıktım. Sapık kelimesini nasıl öğrendiğimi de bilmiyordum ama kendi kendime "acaba ben sapık mıyım?" diye düşünüyordum. Farklı şeyler denemeye başladım. Çok sıcak su, çok soğuk su, acıtmak ya da okşamak. "Evet ben sapığım ama yine de kimseye bir zararım yok" diye düşündüm sonra.

17 Kasım 2011 Perşembe

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Çeviri: Hayır Demek!... Kişisel Güç ve Submission İçin Bir Ders

Bu yazı ile içerisinde deneyimlerin, makalelerin bulunduğu Leathernroses adlı bir sitede karşılaştım. Kendi sınırlarımı tarttığım bir dönemde karşılaşınca bana heyecan ve güç verdi. Aslında daha kapsamlı olmasını dilerdim çünkü daha çok chat ortamlarındaki ilişkiler üzerinden gidiyor. "Hayır" diyebilmek kadınlar için oldukça güç, özellikle de flört ederken ya da sevişirken ve bu konulara da ayrıntılı değinmek gerekiyor. Ancak yine de "bir başlangıç noktasıdır" diye düşünüp çevirdim. İlk çeviri denemem ayrıca. İyi okumalar..


Hayır Demek!... Kişisel Güç ve Submission İçin Bir Ders


Bu yazdıklarımı dominant erkek/ submissive kadın perspektifinden yazıyorum çünkü bu benim dünya görüşüm. Ancak bunun herhangi bir dominant/submissive kombinasyona uygulanabileceğini düşünüyorum. Herhangi birini dışarda bırakmak niyetinde değilim, sadece yazımı kolaylaştırdığından belli zamirleri kullanıyorum.

Yazar: Beachgurl
justinsbeach@yahoo.com

Online BDSM dünyasının farkına ilk vardığımda, bulabildiğim herşeyi okudum. Okuduğum birçok şeyden dominant ve submissive ile ilgili bir intiba edindim. Kim olduğumu ve ne istediğimi biliyordum ve çabucak neden bir önceki ilişkilerimin oldukları şekilde yolunda gitmediğinin farkına vardım. Ancak nasıl benim için iyi bir partner bulacağımı bilmiyordum. Ve “hayır” demek benim için her zaman çok zordu çünkü ben fazla kibarım. Kişisel gücümü birisine vermeye hazır olana kadar koruyabilmeyi öğrenmek biraz zamanımı aldı. Biliyordum ki, olası bir partnerle ne zaman mesajlaşsam ve o hiç vakit kaybetmeden “diz çök kaltak” moduna geçse ya da bana “girl”, “sürtük” ya da “küçük şey” diye hitab etmeye başlasa tüylerim diken diken oluyordu. Bana ne yapmam gerektiğini söylediğinde ya da konuşmayı daha yumuşak bir alana çekmeye çabalarken, bundan kaçtığında çok rahatsız oluyordum. Ama bunu ona belirtme ve iletişimi kesme konusunda zorluk çekiyordum.Benim hakkımda kötü düşüneceğinden endişe ediyordum. Böyle bir şey yapmanın iyi submissive lerin yapmadığı bir şey olduğunu düşünüyordum. Biraz deneyim ve azcık da akıl hocalığına mal oldu ama en sonunda bu işi kaptım.

20 Haziran 2011 Pazartesi

Bence BDSM, ya da niye BDSM?

Niye insan planlı bir şekilde bağlanmak, acı çekmek, çektirmek, hakarete uğramak ya da aşağılamak ister. Bunların cinsellikle bağı ne? Neden sevişirken bağlanmayı, kırbaçlanmayı ya da bir senaryonun içinde emirler almayı ya da bazen de tam tersi olup bunları birine uygulamayı arzuluyorum? Birçok insana çok sapıkça gelen bu konuda benim düşüncem oldukça basit. Benim cevabım zaten tüm bunları plansız bir şekilde yaşıyor oluşumuz.

Gündelik hayatımızda zaten BDSM var. Hiyerarşiler var ve emir alıyoruz, patronlardan ya da aile bireylerinden. Birilerine ait görülüyoruz. Şirketlere, aile kurumuna ya da devlete. Mal oluyoruz, nesneleştiriliyoruz. Her birimiz sistemin bilinçli ya da bilinçsiz bir noktasındayız. Maruz kalıyor, parçası oluyor, bazen yeniden üretiyor ya da bazen isyan ediyoruz. Elimiz kolumuz bağlı bazen, tehdit ediyoruz ya da kontrol etmeye çalışıyoruz. Üstelik tüm bu sistemin içinde arzularımız, duygularımız ve bastırılmış/baskılanmış cinselliğimizle ve komplekslerimizle var oluyoruz. Sevgilimizi kıskanıp onu kontrol etmeye çalışıyoruz. O başkasına aşık olmasın diye duygularını kontrol etmeye çabalıyoruz ya da acı çekiyoruz. Acımızdan bazen zevk alıyor ya da onu kontrol altına almaya çabalıyoruz. Peki hangimiz kontrolü kaybetmek istemiyoruz? İnsanlara bağırabilmek ya da kırıp dökmek, acı vermek... Acı, şiddet, iktidar arzusu hayatımızın parçası. En az deştiğimiz, üzerine kafa yorduğumuz karanlık, hayvani yanımız.

İşte ben BDSM yi seviyorum çünkü bu benim için tüm bu mekanizmaları yeniden kurgulayabileceğim ve duygularımı yönetebileceğim bir alan. Hem köle, hem de dominant perspektifinden. Yatağa bağlı ve kırbaçlanırken, acı çekerken tüm gündelik hayatımdaki dinamikler değişiyor. Kendimi düşünmek zorunda değilim ya da herhangi birini çünkü ben artık başkasına aitim. Kontrollü olmak zorunda değilim çünkü başkasının kontrolündeyim. İsyan etmem gerekmiyor ve haksızlığa uğramış hissetmiyorum (Tabi efendim bi yamuk yaparsa, Spartaküs moduna da geçebilirim). Tek düşündüğüm bir sonraki kırbaç darbesinin ne zaman geleceği. Sonra vücudumun adrenalin salgıladığını hissediyorum. Kaslarımın hareketi ve vücudumun tepkilerini gözlemliyorum. İnanılmaz bir farkındalık. Bir nevi 3. gözün açılması : )

Birinin bana psikolojik olarak hükmetmek için neleri kullandığını gözlemleyebiliyorum. Korkutmak ya da heyecanlandırmak için, sabırsızlandırmak ya da kendine hayran b


ırakmak için. Bunun yanı sıra karşımdaki insanı da gözlemlememi sağlıyor. En karanlık arzularını keşfediyorum. Sınırları öğreniyorum ve öğretiyorum. Bir submissive de en az bi
r dominant kadar öğreticidir. Ve oynadığım kişiyle güven ilişkisi geliştiriyorum. Teslim olma ya
da teslim olunanın sorumluluğunu alma...

Ve tabi bunların hepsi sosyolojik bir gözlem için değil elbet : ). Zevk alıyorum. Acıyla oynamaktan, iktidarla oynayıp onun beni tatmin etmesini sağlamaktan zevk alıyorum. Bunun sebebini bilmiyorum, belki yönelim ya da karakterinmin bir parçası? Acıyı ve karanlığı, zevke ve sevgiye dönüştürmek. Gölgenle dans edip, çığlık ata ata gülmek. Bu arada gıdıklamanın da BDSM de kullanılan işkence yöntemlerinden biri olduğunu not düşmek isterim.

İşte böyle. Daha çok şey var anlatılabilecek ama artık devamında...